{mxc} "İşe yaramaz gençlik" çatışmaya devam ediyor. Henüz, DTCF'de yaşanan satırlı saldırının etkisinden kurtulamamışken, şimdi de Akdeniz Üniversitesi'nde boşaltılan şarjörlerin şaşkınlığı içersindeyiz. Birinin haftası dolmadan diğerinin haberi geliyor, ancak basın ve yayında sebepler sürekli olarak farklı nedenlere bağlanılıyor. Her defasında olduğu gibi bu sefer de olayın nedenleri ve gerçekliği konusunda kafa karışıklığımız devam ediyor. Bu olaylarla ilgili öğrediklerimiz ve algıladıklarımız haberden habere değişiklik gösteriyor, dolayısyla tercih ettiğimiz ya da maruz kaldığımız basın yayın organlarına göre olay hakkındaki görüşlerimiz şekilleniyor.
Özellikle Akdeniz Üniversitesi'nde yaşanan olayların yansıtılmasında, bu görelilik daha belirgin bir hal almaktadır. Burada yaşanan olaylar, bir taraftan “kız meselesi”ne bağlanırken, diğer taraftan “sağ -sol” çatışması olarak aktarılmaktadır. Olayın sağ-sol çatışması olarak aktarılması ilk bakışta gerçeklik imgesi uyandırmaktadır. Kavram biraz irdelendiğinde ise durumun oldukça farklı bir noktada olduğu görünmektedir. İlk olarak, bu durumda “çatışma” kelimesi iki grubun da eşit koşullarda olduğu yanılsaması yaratmakta, ancak, “Eli silahlı kim? Elinde satırı olan kim?” sorularının cevabı düşünüldüğünde, bu durumun hiç de eşit koşullarda gerçekleşmediği görülmektedir. Ayrıca haberde insanlara, politik olanın “kötü”, politik insanın “zavallı” olduğu mesajı da aktarılmaktadır. Dolayısıyla olayın çözümü için de politik olmamak önerilmekte, “Dersine bak, işine gücüne bak başına da böyle işler getirme” mesajı verilmektedir. Böylece, politik olmak, gündelik hayattan uzak bir ilizyonda yaşamak gibi sunulmaktadır. Bütün bunlar yansıtılırken, böyle şaşkınlık verici bir olay sırasında meselenin sadece politik olanları ilgilendiriyor olduğu kanısı, medyanın yarattığı en büyük yanılsama olsa gerek. 13 Nisan 2008 tarihinde Radikal İki'de yayınlanan H. Cengiz Gültekin'in “Adalet İstiyoruz” başlıklı yazısında geçtiği gibi artık bu tehdit kendileri gibi olmayan herkesi, yani uzun saçlı veya küpeli bir erkeği, mini etekli bir kadını, Türkçe konuşmayan birini,'sakıncalı' yayın okuyanları, 'erkek' gibi olmayan erkekleri, ya da el ele sevgilileri hedef almaktadır. Olayların, ülkenin “büyük” bir gazetesinde “Kız meselesi” olarak aktarılması ise çok daha vahim sorunları beraberinde getirmektedir. Haberde, olayın “Kız meselesi”ne indirgenerek toplumun endişelerini hafifletecek bir yanılsama sunulması, ayrıca taciz ettiği ileri sürülenin Kürt oluşunun öne çıkarılması, tacizden mağdur olanlarınsa Türk oluşunun vurgulanması, bütün bunların yanında tacize uğradığı iddia edilen kadının edilgen bir pozisyonda sunulması patalojik bir yanılsamaya sebep olmaktadır. Aslında ciddi bir şekilde irdelenmesi gereken bu olayın “kız meselesi” şeklinde sunularak insanları olayın gerçekliğinden uzaklaştırması; bu “Büyük” gazetenin topluma olan “doğru haber yapma, toplumu bilgilendirme” gibi sorumluluklarını yerine getirmediğinin açık bir göstergesidir. Medya, ilkelerini “topluma doğruları göstermek”, “doğru haber vermek” gibi sunmaktadır, ancak “doğası” gereği haberlere arzuladığı gibi yön vermektedir. Medyanın haberleri arzuladığı gibi yön vermesi meşru görülebilecek bir durum değildir. Özellikle bu haberde, olayın kız meselesine indirgenmesi olayı gerçekliğinden uzaklaştırdığı gibi, aynı zamanda olay hakkında ilginç detaylarında vurgulunması, haberi daha da sorunlu hale getirmektedir. Mesela, taciz ettiği iddia edilenin Kürt olduğu bilgisinin verilmesi ve bu şahsın arkadaşlarının isimlerinin haberde memleketleriyle birlikte kullanılması, ayrıca mağdur pozisyondaki insanların da Türk olduğunun sürekli vurgulanması, açık bir şekilde ırkçılık yapıldığını göstermektedir. Öte yandan bu indirgemeciliğin diğer bir sorunlu yanı da, kız meselesinin tercihinin kendisidir. Olayın alacak-verecek meselesi gibi gündelik başka bir sebebe bağlanmaması sebepsiz değildir. Çünkü, kız meselesi toplumda haklı-haksız ilişkileri açısından meşru bir zemine sahiptir. Herkes bilir ki, kadının “sahibi'nin”, taciz edene karşı meşru bir üstünlüğe vardır. Böylece toplum, bu olaya dair haklı-haksızı belirlemiştir. Tam da eli silahlı bu adama bir öfke hissetmeye başlamışken, kız meselesi ile bu adamın durumu, toplum açısından daha anlaşılır bir hale gelmistir. Ve toplum böylece rahatlamıştır. Bunun yanında taciz edildiği iddia edilen genç kadın çaresiz, zavallı ve kendi problemleriyle başa çıkamayan, bu nedenle de erkek arkadaşına başvuran bir özneden çok edilgen bir nesne olarak gösterilmektedir. Görüldüğü gibi bu olayda ırkçılığın yanı sıra açık bir şekilde cinsiyetçilik de yapılmaktadır. Sonuç olarak, Akdeniz Üniversitesi'nde yaşanan olaylar farklı yayın organlarında farklı bakış açılarıyla değişik sebeplere dayandırılmıştır. Toplumun endişelerini hafifletmeyi amaçlayarak başlanan haberin, aslında toplumda meşruiyet kazanmış ırkçı ve cinsiyetçi söylemlerden beslenmesi ve onları yeniden üretmesi üzerinde duruluması gereken en önemli noktalardan biridir. |